1- MALTEPE GAZETESİ

2- İSTANBUL BAROSU

İstanbul Barosu Çocuk Hakları Özel Sayısı

​Ebeveynler ne ister, Çocuk için en iyisi nedir?

 

Aslında çocuklar kendileri için en iyi olanı değerlendirmeye çalıştığımızı, onu tanıyıp duygularını anlamak istediğimizi, anne babaları arasındaki ilişkiyi düzeltmek ve kavgalarını azaltmak için çalışacağımızı bilerek görüşmeye gelselerdi ne mükemmel olurdu? Eğer çocuklar bizim onların dostu olduğumuzu ve amacımızın anne babalarının ilişkisini, içinde bulunduğu durumu ve boşanmayı onun gözüyle anlamak istediğimizi bilseler, kendilerini daha rahat ve güvende hissetmeleri elbetteki kaçınılmaz olacaktır.

 

Peki ne oluyor da işler böyle yürümüyor?

Çocuklar ne biliyor?

 

Çocukların bildiği; anne babanın kavga ettiği ve anne yada babasının evi terk ettiğidir. Bizler, çocuğun ne söylediği, ne söylemediğinin yanı sıra çocuğun bildiklerini ona kimin anlattığını anlamalıyız. Bunu anlamaya çalışırken çocuğun duygularını paylaşma konusunda isteksiz olabileceğini ve anne babaların biri ya da her ikisi tarafından yönlendirilmiş olabileceklerini de biliyor olmamız gerekir. Başarısız olan evlilik ile ilgili hala hoşnutsuzluk ve öfke taşımaları, çocukları için işbirliği yapmalarını engellemektedir. Anne-babalar ‘çocukları için en iyisini istediklerini’ ifade ederken, çocukları hakkında konuşmadıklarını, konuşamadıklarını gözlemliyoruz.

 

Neden anne babası anlaşmaya varamıyor?

 

Bizler, anne-babanın birbirleri ile ilgili yakınmaları, suçlamaları yerine, çocuklarına odaklanma becerilerini anlamaya çalışmalıyız. Eşinden ne kadar farklı (iyi) olduğunu anlatmasını değil, çocukları ile ilgili ne konuşabildiklerini, birbirlerini çocukların gereksinimlerine nasıl dahil edebileceklerini anlamaya çalışmalıyız. Yani; “Ebeveynlerin ne istediği” ile “çocuk için en iyisinin ne olduğu” arasındaki farkı…

 

Aslında diğer ebeveyni kötülemek demek çocuğunu kötülemek demektir!

Çocukla mesaj göndermek ve bilgi almak için postacı gibi kullanmak,

çocuğun diğer ebeveyn ile görüşmesine engel olmak,

çocuğun önünde kavga etmek,

çocuğu bilgi toplaması için kullanmak,

sorunları çözmek için çocuğu kullanmak,

çocuğun kötü yönlerini diğer ebeveynden aldığını söylemek,

ayrılırken çocuğu pazarlık aracı olarak kullanmak,

diğer ebeveyn hakkında öfkeli ve negatif sözler söylemek gibi.

 

Telkin

Çocuğun kiminle yaşamak istediğini doğrudan sormayıp, anne yada babasından birini tercih etmesi ile ilgili düşüncesini ya da mantığını anlamaya çalışırız. Bazen istekler çocuğun tercihi ile ilgili değil, anne babadan birinin telkiniyle olabilmektedir. Bizim gerçekten ‘çocuğun’ tercihi olup olmadığını ya da çocuğun sözcüklerinin anne babanın tercihlerinin yansıması olup olmadığını anlamamız gerekir.

 

Korku, üzüntü, öfke, hatta mutluluk gibi nedenlerle duygusal uyarılmışlık yaşayan çocuklar telkine açık olma açısından risk altındadır. Bu duygular görüşme sürecimiz içinde ortaya çıkabilir. Örneğin çocuk korkar, karşısındakini memnun etmek ister ya da başka şekilde duygusal olarak uyarılırsa telkine açık olma konusunda büyük risk taşır ve tamda doğru olmayan şeyler söyleyebilir.

 

Küçük yaştaki çocuklarda kanıtlar elde etmeden veya anne babaları ile gözlemlemeden bunu anlamamız zor olabilir. Daha büyük çocuklarla deneyimleri hakkında direkt soru sorabiliriz. Anne yada babasının diğeri hakkında kötü bir şey söylediğinde ne hissettiğini sormak kolaydır. Anne yada babasını mutlu etmenin diğerini üzeceği konusunda endişe duyup duymadığını da doğrudan sorabiliriz. Çatışma yaşayan çocuklar, anne babalarından birini memnun etme çabaları hakkında konuşulduğu zaman yoğun kaygı yaşayabilir ve bu da daha çok diğerini gücendireceği ile ilgili güvensizlik hissinden kaynaklanmaktadır. Çocuklar anne babalarını kırmak yada onlar hakkında kötü şeyler söylemek istemezler. Çatışmanın varlığını en iyi, görüşmeler boyunca anne babaları hakkında hoşlanmadıkları şeyleri ifade etmede yaşadıkları güçlükten de anlayabiliriz.

 

Çocukları değerlendirirken, ilişkilerinin doğasını ve çocuğun anne yada babası ile neden daha az zaman geçirmek istediğini anlayabilmek için çocukları ve anne babalar birlikte görmeli, etkileşimlerini izlemeli, ilişkileri gözlemeliyiz. Birlikte görmemiz aralarındaki çatışmayı gözlememizi sağlar, gerginlik ve çatışmanın kaynağını bulmamızda ve anlamamızda yardımcı olur.

 

Çocuğun kendi tercihini ifade ettiğini keşfetsek dahi; tercihi ile ilgili tüm konuları, annesi ya da babası ile arasındaki çatışmaların doğasını anlamaya çalışır, tercihinin gelişimi ile uyum içinde olup olmadığını değerlendiririz.

 

Anne ya da babasına yabancılaşan çocuk..

 

Bu çocuklar reddettiği anne babası ile yaşadığı gerçek deneyimlere uymayan, orantısız davranışlar gösterir. Davranışları mantık dışı, çarpıtılmış yada abartılıdır. Bu çocuklar duygusal gelişimlerinde ve kişilerarası ilişkilerinde önemli ve uzun süreli zorluklar yaşarlar.

 

Günümüzde sosyal medya ve basın yayın organlarında sıkça haber vb. alanda yer alan şekliyle; ebeveyninin yanına gitmek istemeyen, onunla kalmak istemeyen çocukların videolarının paylaşıldığını, haberlere konu edildiğini, tartışma programlarında yer verildiğini, bu konuda platformlar oluşturulup, içtihatlar oluşturulduğunu görmekteyiz. Bu tür yayınların konunun uzmanlarına danışılmadan gerçekleştirilmesinin birçok sakıncası bulunmaktadır. Kontrolsüz yayınların en azından sorun yaşayan aileler üzerinde olumsuz örnekler oluşturduğu unutulmamalıdır.

 

Çocuğun bu şekilde tepki vermesine, anne babasına yabancılaşmasına, ilişki kurmasına direnç göstermesine katkıda bulunan pek çok etmen vardır;

 

-Taraf olduğu anne yada babanın kişiliği, yabancılaşma davranışlarını pekiştiren olumsuz inanç ve tutumları,

-Çocukla reddedilen anne yada babanın birbirlerinden nasıl uzaklaştıklarına ilişkin öyküsü ve reddedilen anne yada babanın kişiliği ve tepkileri,

-Çatışmalı bir boşanma ve ya gergin bir dava süreci,

-Şiddetli çatışmaların olduğu evlilik öyküsünde ayrılığa karşı gelişen yoğun duyguları,

-Çocuğa yada çocuğun taraf olduğu anne yada babaya geniş aile bireyleri, arkadaşları, çevresi ve mesleki yönden yanlış yönlendiren profesyoneller tarafından yöneltilen baskılar,

-Özellikle yaşça büyük kardeşin anne babadan biriyle ilişkiyi reddetmesinin örnek oluşturması ve bu durum yaşça küçük olanın korkmasına yada direnç göstermesine neden olması,

-Çocuğun yaşı, bilişsel kapasitesi, mizacı ve incinebilirliği.

 

Peki neden bazı çocuklar yabancılaşma baskılarına direnerek ebeveynleri ile olumlu ilişkilerini korurken bazı çocuklar bu baskılara karşı savunmasız olup bir tarafı reddetmektedir?

 

Dayanıklı olan çocuklar;

 

-Reddedilen anne babanın gerçekliğini kabul ederler,

-Anne yada babayla yeterli ilişki içindedirler,

-Çocuğun yakın çevresinde, yabancılaşmamış olan ve görüşlerine saygı duydukları büyük kardeş yada başka biri vardır,

-Duygusal olarak aşırı incinebilir değillerdir,

-Yabancılaşmaya karşı daha az duyarlı yapan sağlıklı bir benlik saygısına sahiptirler,

-Yaşamlarında yabancılaşmaya karşı olan ve yabancılaşma sürecini engelleyen hakim yada güçlü role sahip biri vardır.

 

Yabancılaşan çocuklar ise;

 

-Pasif ve bağımlı, zor bir mizaca ya da düşük benlik saygısına sahip olabilirler,

-Yabancılaşma belirtilerinden ikincil kazanç sağlıyor olabilirler,

-Tarafını tuttukları anne ve baba ile kaygılı, düşmanca-bağımlı ve kırılgan bir ilişkiye sahip olabilirler,

-Koşullu sevilen çocuklar olabilirler.

-Uyku yada yeme bozuklukları, ilaç bağımlılığı, depresyon, psikosomatik problemler, zihinsel karmaşa, okul sorunları da içeren ancak bunlarla sınırlı olmayan pek çok duygusal sorunlar yaşayabilirler,

-Zaman zaman benmerkezci, kendi haklarına aşırı ölçüde düşkün ve başına buyruk olabilirler.

 

Ne olursa olsun yabancılaşmış ve anne yada babasını reddeden bir çocuğun ağır psikolojik sorunlar açısından risk taşıdığını unutmamalıyız.

 

Çocuklar anne-babalarının çatışmalarına suçluluktan (sorumlunun kendileri olduğu duygusu) kızgınlığa (anne-babanın birini ya da her ikisini suçlama) yadsımaya (hiçbir şey olmamış gibi davranma) kadar değişen şekillerde tepki gösterirler ve bu tepkiler; ailedeki kopukluğun süresi, anne-babanın durumu ele alışı, çocuğun yaşı, çatışmanın yoğunluğu ve süreğenliği, aile içi şiddetin yada çatışma ile ilişkili şiddet korkusunun derecesi, çocuğun maruz kaldığı yada parçası olduğu çatışmanın devam etme süresi ve derecesi, çocuğun psikolojik sağlığı ile ilgilidir.

 

Çatışmalı evliliklerdeki çocuklar, anne-babası anlaşarak boşanmış çocuklara göre, hem daha fazla ebeveyn reddi algılamakta, hem de psikolojik açıdan daha fazla örselenmektedir. Anne-baba arasındaki çatışma, hem annelerin hem babaların çocuklarına karşı reddedici davranmalarına yol açmaktadır. Çocukların ruhsal gelişimi için en ideal ortamın anne-baba arasında çatışma olmadığı evlilikler olduğunu; bunun dışındaki tüm durumlarda (çatışmalı evlilik, çatışmasız veya çatışmalı boşanma) çocukların psikolojik açıdan örselendiği görülmektedir.

 

Çocuk açısından boşanma süreci aşamaları şu şekilde sıralanabilir:

 

1. Boşanmanın kabul edilmeyip inkar edilmesi,

2. Boşanmayı yaratan nedenlere öfke duyulması,

3. Ebeveynleri birleştirme çabası içine girilmesi,

4. Depresyon ve çöküntü yaşanması,

5. Boşanma durumunun kabul edilmesi.

 

Eşimin de benim de çocuğumuza ihtiyacımız var, çocuğumuzun hem bana hem eşime ihtiyacı var, o yalnız birimize ait değil!

 

Boşanma sadece çocuk için zedeleyici bir durum değildir. Aynı zamanda eşler de boşanmanın olumsuz ruhsal etkilerini yaşabilirler. Bu durumda anne babanın da profesyonel yardım alması gerekir. Kendi duygusal olarak rahat olmayan, gergin, huzursuz ve mutsuz bir anne baba, zor günlerinde çocuğuna yardım edemeyecektir.

 

Çocuklar bu aşamalardan geçerken karmaşık ve yoğun birçok duyguyu aynı anda iç içe yaşayabilirler. Boşanma sürecinde yaşanılan sıkıntılardan olan velayet bu süreci daha sıkıntılı hale getirmektedir.

 

Eğer bir evlilik birliği bitme noktasına gelmişse, bu evliliği bitirirken tarafların üzerinde önemle ve öncelikle durması gereken konu çocuklarının boşanma sürecinden en az zararla çıkmasının sağlanmasıdır. Kuşkusuz boşanma kararı çocukları etkileyecektir, ancak çocukların asıl etkilendiği kısım boşanma sürecinin yaşanma şekli ve bu süreçte yaşanan olaylardır. Bu nedenle anne ve babalar, çocuğu boşanma sürecine hazırlama konusunda mutlaka profesyonel yardım almalıdır.

 

Boşanma sürecinde eşler çoğu zaman velayeti kimin üstleneceği konusunda bir anlaşmazlığa düşmekte, hatta bazen eşlerden biri ya da her ikisi, bu süreci “intikam almak” veya kaybettikleri özgüveni yeniden kazanmak amacıyla kullanmak istemektedirler. Dolayısıyla boşanma sadece çiftleri değil ailedeki tüm bireyleri etkilemektedir. Genellikle boşanmada çocukların varlığı, boşanma sürecinde ve boşanma sonrasın da yaşanılan olumsuz durumların düzeyini belirlemede tetikleyici bir rol oynamaktadır.

 

Boşanma çocukları kuşkusuz etkiler ancak çocuklar olayın kendisinden çok, oluş biçiminden, süreç içerisinde yaşananlardan etkilenirler. Çocuklara bir şeyi anlatmanın pek çok yolu vardır. Önemli olan çocuk için doğru olan yolu bulabilmektir. Bir çocuk için kendi koşullarında doğru olan bir yol, bir başka çocuk için onun koşullarında doğru olmayabilir. Çocuğu boşanma sürecine hazırlama konusunda profesyonel yardım almak utanılacak bir şey değildir. Bu olabildiğince erken, boşanma kararı almadan veya hemen sonrasında da yapılabilir.

 

Araştırmalara göre, boşanmanın özellikle çocukları olan aileler üzerinde daha fazla olumsuz psikolojik etkileri olduğu sonucu elde edilmiştir. Bu sonucun elde edilmesi beklenen bir durumdur. Çünkü boşanmadan sonra çocuk yoksa bireyleri birbirine bağlayan hiçbir bağ kalmamakta ve kişiler enerjisini, zamanını sadece kendileri için harcayabilmektedir. Çocuk varsa boşanma sadece çiftler arasında yasal olarak gerçekleşmekte anne-babalık rolü ise devam etmektedir. Boşanmadan sonra çocuğun kimin yanında kalacağı, velayetin anneye mi babaya mı verileceği, sorumluluğun nasıl paylaşılacağı, çocuğun bundan nasıl etkileneceği gibi faktörlerde devreye girmekte, bu durumda boşanma ve sonrasındaki süreç çocuğu olumsuz olarak etkileyebilmektedir.

 

Aile Mahkemesi Uzmanları boşanma sürecindeki çiftlerin ruhsal durumları, sağlıklı bir karar verip vermedikleri, evlilik birliğinin devam edip edemeyeceği, velayet kararı, çocukla ilgili diğer konular ve ilişkilerin düzenlenmesi ile ilgili olarak yargıya yardımcı olmaktadırlar.

 

Boşanma sürecinde anne ve baba özellikle velayet konusunda yoğun çatışma içine girebilmektedir, bu nedenle aile mahkemesi uzmanlarının gerekliliği çocukların stres faktörünün azaltılmasında ve boşanma sürecinden en az zararla kurtulmasında önem kazanmaktadır.

 

Hakimin velayetin düzenlenmesi konusunda çocuğun menfaatine uygun düzenlemeyi yapabilmesi için, onun isteği ve eğilimlerini de araştırması gerekir. Çocuğun isteğinin belirlenmesi, onun menfaatinin korunması bakımından önemlidir.

 

Bir çocuğu anne ve baba arasında tercih yapmaya zorlamak, onu ruhsal baskı altında bırakır. Ayrıca, çocuğun gerçek isteğini tespit de zordur. Çocuğun görüşlerini açıklama olgunluğuna sahip olması gerekir. Bazı görüşlere göre, çocuğun kendine özgü bağımsız bir isteği olamaz; çocuk bir istek belirtmiş olsa bile, bu onun etkisi altında bulunduğu anne veya babanın isteğini yansıtabilir. Bu nedenle, hakim, çocuğun belirttiği isteğin doğru olup olmadığını araştırmalıdır. Başka bir deyişle, hâkim, çocukların isteklerinin her türlü etki dışında ve samimi olduğuna kanaat getirmelidir. Öte yandan çocuğun gerçek isteğini açıklayamadığı durumlar söz konusu olabilir. Bu nedenle çocuğun beyanlarını tek basına değil, onun tüm davranışları ve genel tutumu, anne ve baba ile ilişkileri, anne ve babanın çocuğa karsı tutumu, kısaca çocuğun ve anne ve babanın içinde bulunduğu tüm şartlar göz önünde bulundurularak değerlendirmek gerekir. Hakim, bu değerlendirmeyi ancak, çocuk psikolojisi ve psikiyatrisi alanındaki uzman bilirkişilerin yardımı ile yapabilir. Hakimlerin formasyon ve eğitimleri, psikolojik ayrıntılı tahliller içeren bilirkişi raporlarını değerlendirebilmeleri için yeterli olmayabilir. Ancak, bu sakınca, aile mahkemelerinde görevlendirilecek hakimlerin, çocuk psikolojisi, psikiyatrisi ve eğitimi konularında formasyon almaları ve hizmet içi eğitime tabi tutularak bu konularda bilgi verilmesi ile giderilebilir. 4787 sayılı Kanun' un 3.maddesinde, aile mahkemesi hakimi olarak tercihen aile hukuku alanında lisansüstü eğitim yapmış olanların atanacağı seklindeki düzenleme de, bu sakıncayı bir ölçüde gidermeye yöneliktir.

 

Anne ve babası boşanmış çocukların gelişimleri sırasında, diğer çocuklara oranla daha fazla psikolojik sorunlar yaşadıkları görülmüştür. Bu yüzden, giderek daha fazla çift, aileyi dağıtmanın doğru olup olmayacağını sorgulamaktadır. Hatta, kimi çift, en azından çocuklar büyüyüp evden ayrılana kadar evliliği sürdürmeyi düşünmektedir. Fakat, yapılan araştırma sonuçları; çocukların iyiliği için bir arada kalmanın çok nadir işe yaradığını göstermektedir. Bazen bir arada kalmak, çocuklara anlaşmayan anne babaların boşanmasından daha çok zarar verebilmektedir. Kasıtlı sessiz kalmalardan, sürekli bağrış çağırışlardan, fiziksel şiddet göstermeye kadar çeşitli anlaşmazlıklara tanık olmuş çocuklar, boşanmış aile çocuklarından daha uyumsuzdur. Kısacası, bazen bir evlilik sorununu çözmenin tek yolu evliliği sona erdirmek olabilir.

 

Bu yazı Kasım 2018 tarihinde, İstanbul Barosu Çocuk Hakları Özel Sayısında yayımlanmıştır.

 

Design by Dusmekan - 2021 by Nese Dogan Yüksel